H

Hallacı Mansur

Hallacı Mansur Biyografisi

Hallac-ı MansurAbbasiler döneminde yaşamış büyük İslam sufisidir. Tasavvuf tarihinin en çok anılan isimlerinden birisidir. Zındıklıkla suçlanması ve uzun süren bir soruşturma neticesinde Abbâsî Halifesi Muktedir Bi’llâh’ın emriyle idam edilmiştir.

Hallacı Mansur, 26 Mart 0858 tarihinde Fars Eyaleti, İran’da Tûr köyünde doğmuştur. Esas adı Hüseyin bin Mansur’dur. Babasının mesleğinden dolayı “Hallâc” lakabını aldı. Büyükbabası Zerdüşt inancına mensuptu. Babası daha sonra Müslüman olmuştu. Hallaç, İran’daki mezhep çatışmaları nedeniyle genç yaşta Tur’dan ayrılarak, Arap kültürünün manâlı merkezlerinden biri olan Vasıt’a, ardından Tuster’e gitti. Bu yaşlarda tasavvufa yöneldi.

Hallacı Mansur’a dayandırılan tasavvuf öğretisi de Hallaciye adıyla bilinir.

Hallacı Mansur, 12 yaşında Kur’an’ı ezberlemişti ve sık, sık kendini dünyasal meşgalelerden uzaklaştırıp diğer sûfîlerin eserlerini incelemeye adamaktaydı. Tüster’de büyük velîlerden Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî hazretlerinin sohbetinde iki yıl bulundu. Onun ruhlara yaşam veren sohbetleri bereketiyle tasavvufa yöneldi. On sekiz yaşında Basra’ya gelerek, Amr bin Osman-ı Mekkî’ye bağlandı. On sekiz ay da onun sohbetinde ve derslerinde bulundu. Her iki velînin yanında da nefsi ile büyük mücâdele yaptı ve her isteğine sırt çevirdi. Nefsin istemediği, talep etmediği işlere sarıldı. Samîmi ve bağrı yanık bir âşık idi. Kendisini fazla seven Ebû Yâkûb-ı Aktâ’ kızını ona verdi. Bundan sonra bir müddet daha Basra’da kaldı. Bağdat’ta Cüneyd-i Bağdadi’yle tanıştı ve ondan hırka giydi. Ne var oysa coşkun kişiliği nedeniyle arasında çıkan anlaşmazlıktan dolayı kısa sürede Cüneyd’den de ayrıldı.

Evlendikten sonra 896 yılında bir yıl kalacağı Mekke‘ye Hac ziyaretinde bulundu. Bağdat şeyhleriyle bütün ilişkisini keserek Tuster’e gitti. Dört yıl baştan başa katı bir ızdırap yaşamı sürdürdü. Sufi hırkasını çıkardı; insanlar arasına karıştı. daha sonra uzun seyahatlere çıktı ve eserini kaleme aldı. Fars, Huzistan ve Horasan’da halkı yazıları ve konuşmalarıyla Tanrı aşkına çağırmaya başladı, çevresinde çok sayıda mürit topladı. Bu dönemde hadis ve fıkıh bilginleriyle ilişkileri kademeli olarak bozuldu.

İLGİLİ BİYOGRAFİ :   Henrik Ibsen

905 yılında ikinci haccına gittikten sonradan deniz yolu ile İslam’ı dağıtmak nedeniyle Hindistan ve Türkistan’a gitti, Çin sınırlarına dek dolaştı. Onun bu gezisi sırasında İslam dinine kazandığı Müslümanlar sonradan Mansuri olarak anıldı. sonra 906 yılında üçüncü defa hacca dışarı giden Hallaç, Hicaz’da geçirdiği iki yılın gerisinde Bağdat’a döndü ve 908 yılında buraya yerleşti. Abbasilerin başkenti Bağdat’ta ikamet etti.

Hallacı Mansur, yaşamına klasik İslam öğretilerini özümseyerek başlamış ve bilhassa Darı ve Mekke ziyaretlerinde bu öğretiler onun için daha da yoğunlaşmıştır. Fakat yıllar geçtikçe bundan böyle gerçeğe gelmek için bu klasik öğretilerin yetmediğini fark etmiş bilhassa “tanrı düşüncesinde” öbür bir konumda algılamış ve bu konudaki araştırmalarını derinleştirmiştir. Sonunda Hindistan ve Orta Asya’ya uzun süren bir gezi yapmıştır. Bu ziyareti esnasında Budizm düşüncesi ile tanışmış ve Budizmin mistik ögelerinden epeyce etkilenmiştir. Bu etkileşim sonucu günümüzde panteizm diye nitelendirilen “Bütün tanrıcılık ya da doğa tanrıcılık” düşüncesini benimsemiştir.

Hallâc’ın savunduğu Tâsîn tevhîd akîdesinin özü olan “Fî” ve “Lahza” (O’nda ve O’ndan) kavramı Vahdet-i Vücud’daki “Her şey Allah’tır” akîdesinden bambaşka oluρ, “Her şey Allah’tadır ve her şey Allah’tandır” anlamına gelmektedir.

Hallacı Mansur’un sözleri ve davranışları millet ve ulema aralarında yeni bir tedirginlik meydana getirdi. Davûd ez-Zahiri öncülüğünde bir grup alim Hallâc’ın karşı bir faaliyet başlattı; bazıları onun sihirbaz, şarlatan veya deli olduğunu ileri sürerken bazıları da keramet sahibi bir veli olduğunu söylüyordu. Aleyhindeki faaliyetler artıp bir kısım müridleri tutuklanınca kendisini de aynı akıbetin beklediğini anladı ve Ahvaz’a kaçtı. Sûs’ta bir dostunun yardımıyla Dânyâl peygamberin türbesi civarında bir sene saklandı. 913′ de yakalanarak Bağdat’a getirildi ve idam talebiyle duruşma önüne çıkarıldı.

İLGİLİ BİYOGRAFİ :   Hıncal Uluç

Hallacı Mansur’un Allah’ta eriyiρ değil edinmek anlamında söylediği “En-el Yargı”, yani “Ben Hakk’ım” sözü bahane edilerek 913 yılında tutuklandı.

Vezir Ali b. Îsâ el-Kunnâî onu üç kere siyaset meydanında teşhir ettikten daha sonra hapsedilmesini tatmin edici gördü. Sekiz yıl süren hapis hayatı, çoğunlukla dostu Nasr el-Kuşûrî’nin evindeki bir odada göz hapsi şeklinde geçti. Bütün ihtiyaçları karşılandı; ziyaretçi kabul etmesine izin verildi. Hapiste bulunan Hallâc’ın Bağdat ve çevresindeki etkisi gitgide artarak arttı. Burada iken Kitâbü’t-Tavâsîn’in “Tâsînü’s-sirâc” ve “Tâsînü’l-ezel” bölümlerini yazdı.

Hallacı Mansur, idam isteğiyle her yerde hakimler heyetinin önüne çıkarıldı. Delillerin yetkisiz olduğunu söyleyen hakimler idamı için hüküm vermekten kaçındıklarından mahkeme uzun sürdü. Fakat Vezir Hâmid’in ısrarlı takibi ve baskısı aleyhinde Mâlikî kadısı Ebû Ömer Muhammed b. Yûsuf el-Ezdî idamına hükmetti. Hanefi kadısı İbn Bühlûl’ün muhalefetine rağmen bu hüküm diğer kadılara ve şahitlere imzalatıldıktan sonradan Halife Muktedir-Billâh göre onaylama edildi.

Hallacı Mansur, 26 Mart 922 tarihinde Bağdat, Irak’da 64 yaşında ölmüştür.

Hallacı Mansur, Bağdat’ın Bâbüttâk denilen semtinde önce kırbaçlandı; burnu, kolları ve ayakları kesildikten sonradan idam edildi. Başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikildi; gövdesi yakılıp külleri nehrin sularına savruldu. Kesik başı iki gün köprüde dikili bırakıldıktan daha sonra Horasan’a gönderilerek bölgede dolaştırıldı.

Değişik kaynaklarda Hallac’a dayandırılan 50’ye yakın yapıttan söz edilirse de bunlar günümüze ulaşmamıştır. Hallac’ın yapıtlarının derlenmesine büyük katkıda bulunan Fransız Katolik analist Louis Massignon’a tarafından Hallac’dan bugüne ulaşan metinler altı mektup, 350 kadar özdeyiş, konuşmalarına ilişkin 74 özet, 80 şiir, 27 rivayet ile 11 bölümlük Kitabü’l-Tevasiri’den oluşmaktadır. Massignon’un Passion d’al-Hallaj (1922, 2 deri; Hallac’ın Çilesi) adlı yapıtı Hallac’ın yaşamı ve öğretisiyle ilgili en manâlı kaynaktır.

İLGİLİ BİYOGRAFİ :   Halid bin Velid

Kitapları :
– Ta’Sînû’l Ezel ve’l-Cevherû’l-Ekber ve’ş-Şeceretû’n-Nûr’iyye (Kitâb-ût Tavâsîn)
– 49 adet kayıp risaleleri

Hallâc’ın idam fetvası dini olmaktan fazla siyasi bir karar olup fakat siyasi baskılar ve entrikalar sonucunda çıkarılabilmiştir. Onun büyük bir üne sahip olması, çevresinde çok sayıda mürid toplaması, sarayda ve yüksek rütbeli devlet adamları ve kumandanlar aralarında bile taraftar bulması, Zenci Kölelerin İsyanı’na sıcak bakması, “Mehdi olduğu ve Abbasiler’e karşısında Karmatiler’le gizli gizli iş birliği yaptığı yolunda söylentiler çıkması devlet adamlarını endişelendirmiş, bu yüzden baskı aşağıda çalıştığı ileri sürülen bir hakimler kurulundan fetva alıp idamı gerçekleştirmişlerdir. Hallac’ın türbesi Bağdat’tadır. Çoğu İslam ülkesinde türbeleri vardır. Bunların tümü makamdır. Yedi adet olduğu söylenen bu türbelere Hallac-ı Mansur makamı denmektedir. Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde bulunan türbe de bu yedi makamdan biridir.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı