V

Vilhelm Thomsen

Vilhelm Thomsen Biyografisi

Türkoloji tarihine Orhon yazıtları üzerine yaptığı çalışmalarla geçen Vilhelm Thomsen, Danimarkalı dilbilimci ve Türkolojist’dir.

Vilhelm Thomsen, 25 Ocak 1842 tarihinde Kopenhag, Danimarka’da doğmuştur. Tam adı Vilhelm Ludwig Peter Thomsen’dir. Danca’da Vilhelm olarak yazılmasına karşın Türkçe böylece fazla kitap ve çalışmada adı Wilhelm olarak geçmektedir. Beş yaşına gelince, babasının posta müdürü olarak Randers kasabasına atanması dolayısıyla çocukluğu bu kasabada geçmiş ve birincil öğrenimini de Randers’te yapmıştır. Orta öğrenimini tamamladıktan daha sonra 1859 yılında babasının ricası üzerine Kopenhag Üniversitesi Kopenhag ilahiyat Fakültesine yazılmıştır. Ancak, kısa bir süre sonra bu fakülteden ayrılmış ve esas ilgisini çeken Filoloji Fakültesine geçmiştir. Dilbilim Fakültesinde bir yandan karşılaştırmalı dil bilimi okuyan Thomsen, bir yana da klâsik diller ve nordik diller filolojisi yapmıştır.

Çocukluğundan beri tanıdık olmayan diller öğrenmeye karşısında duyduğu büyük alaka dolayısıyla ve bir dereceye değin da mesleğinin gereği olarak birçok tanıdık olmayan dil öğrenmiştir. Bunlar belli başlı Batı dilleri dışında, Sanskrit, Arap, İspanyol, Portekiz, Rus, Fin, Macar vb. dillerdir. Toplam sayısı 16’dır.

Vilhelm Thomsen’in 1893 yılına dek süregelen yayınları defalarca belli başlı meslek alanı olan karşılaştırmalı dil bilimi ile ilgilidir. Meslekî alandaki ilk bilimsel yayını da 1867 yılında meydana çıkan Macar dili ve onun akrabalığı konusundaki “Det magyariske Sprog og dets stammeslaegtskab adlı yazısıdır. Vilhelm Thomsen, aynı sene Finlandiya’ya gitgide artarak orada bir süre Fin dili üzerinde çalışmalar yapmış ve ulaştığı sonuçlara dayanarak 1869 yılında birincil ayrıntılı eserini yayımlamıştır. Vilhelm Thomsen’e hem doktora payesi hem de karşılaştırmalı dil bilimi alanında büyük ün kazandıran bu eseri, Germen dilinin Fin-Lâp dilleri üzerindeki etkisini ele alan kıymetli bir araştırmadır. Vilhelm Thomsen, bu araştırmasında Fin dilindeki eski çağlardan kalma Germence sözcük alıntılarını inceleyerek ilk kez herif ve verici dillerin fonetik özelliklerini ve ses kurallarını saptama etmiştir. sonradan bu özelliklerin yardımıyla, Fin diline girmiş olan Germence kelimelerin türlü çağlardan kaldığını; bunlardan bir kısmının Gotçadan bir kısmının da Germen (Nord) dillerinden geldiğini ortaya koymuştur. Uzun zaman alan bu çalışmalarla, aynı zamanda Fin-Germen kavimleri arasındaki kelime alışverişlerinin yeri ve zamanı ile bu kavimlerin kültür düzeyleri de belirlenebilmiştir. Vilhelm Thomsen’in dil ve kültür tarihi bakımından manâlı olan bu eseri bir yıl daha sonra E. Sieveres tarafından Uber’den Einfluss der germanischen Sprachen auf die Finnisch Lappischen adıyla Almancaya çevrilmiş ve kendisine Berlin Bilimler Akademisinden Bopp ödülünü kazandırmıştır. Gerçi, Fin-Germen dili araştırmalarında yeni bir çığır açmış olan bu eser, sonraları birtakım tartışmalara yol açmış ve bir takım noktalarda Vilhelm Thomsen’in görüşleri değişikliğe uğramışsa da sonunda esas çizgileriyle tekrar onun görüşlerine emrindeki kalınmıştır.

Vilhelm Thomsen, 1869-1870 yıllarında Avrupa’nın manâlı kültür merkezlerini dolaşarak yaptığı araştırmalarda daha fazla Slav ve Roman dilleri üzerinde durmuştur. Ülkesine dönünce kısa bir süre lise öğretmenliği yapan Vilhelm Thomsen, 1871 yılında Kopenhag Üniversitesinde dil bilimi doçentliğine atanmıştır. 1875’te profesörlüğe, 1876’da Danimarka Bilimler Akademisi üyeliğine getirilmiştir. 1909 yılında Akademi Başkanı seçilmiştir.

Vilhelm Thomsen, 1875 yılında Paris Dil Kurumu memoire’larında yayımlanan “Roman dillerinin ses bilgisi üzerine notlar konusundaki yazısı ile bu dillerdeki gürültüsüz yumuşaması olayının kuralını bulmuştur.

1877 yılında yayımlanan The relations between ancient Russia and Scandinavia and the origin ofthe Russian State adlı eserinde, adından da anlaşılacağı üzere eski Rusya ile İskandinavya arasındaki akrabalık ve Rus devletinin kökeni konusuna eğilmiştir.

Vilhelm Thomsen’in büyük çaplı eserlerinden biri de Fin dilleri ile Balt dilleri (Let ve Litvan dilleri) arasındaki ilişkileri dil tarihi açısından inceleyen Berohringer meltem de finske og de baltiske (Litauisk-Lettiske) Sprog adlı araştırmasıdır. Thomsen bu eserinde ses değişmesi olaylarından yararlanarak, Fin dillerindeki Baltça kelime alıntılarının, o vakte değin kabul edildiği gibi Germence alıntılarla aynı zamanlı olmadığını, aksine Germen alıntılarından daha eski olduğunu ortaya koymuştur. Thomsen’in bu eseri de sonradan 1931 yılında Mylord -Möller göre Berührungen zwischen den fınnischen und der baltischen Sprachen. Eine sprachgeschichtliche Untersuchung adıyla Almancaya çevrilmiştir.

İLGİLİ BİYOGRAFİ :   Veli Ağbaba

Fin dili ile ilgili araştırmalarında, yabancı dillerin Fince üzerindeki etkilerinin kronolojisini de saptama etmiş olan Vilhelm Thomsen, bu alıntıları dil ve kültür tarihi bakımından da değerlendirmiştir.

Vilhelm Thomsen’in Hint-Avrupa dilleri üzerinde de çalışmaları vardır. Bu çalışmalarıyla Hint-Avrupa dillerindeki damak sesleri kuralını bulmuştur.

Keza, Dancanın imlâsı ile uğraşmış (1885), Dan ağızları sözlüğünün yazılmasına katkıda bulunmuştur.

Hint dillerinden Hindi ve Santala dilleri üstünde de durmuş olan (1892) Vilhelm Thomsen, eski Anadolu’daki Likya dilinin söz dizimi ve Etrüsk dilinin Kuzey-Kafkas dilleri ile olan akrabalığını incelemiştir. Onun karşılaştırmalı yöntemle hazırladığı minik ama klâsik değerdeki Sprogvidenskabens historie adlı dilbilimi tarihi de 1927’de Almancaya, 1938’de de Rusçaya çevrilmiştir

Vilhelm Thomsen, 1893 yılında, Rus Türkolog Friedrich Wilhelm Radloff (Vasili Vasilyeviç Radlof)’un yardımları ile Orhun Kitabeleri‘ni çözümlemiştir.

Türkoloji tarihine Orhon yazıtları üstüne yaptığı çalışmalarla geçen Thomsen, Orhon ve Yenisey ırmaklarının kıyısındaki yazılı taşların dilini çözerek bunların Türkler’den kaldığını ispatlamış ve 15 Aralık 1893’te bunu bir bildiriyle açıklamıştır. Bildiriyi ertesi yıl yayımladıktan daha sonra (“Déchiffrement des inscriptions de l’Orkhon et l’Ienissei: Notice préliminaire”, Bulletin, Kopenhag 1894) Çin ve Bizans kaynaklarını derinlemesine inceleyip 1896’da Orhon yazıtlarının tamamını kitap halinde bir araya getirmiştir.

Başlıca alanı karşılaştırmalı dil bilimi olan ve Hint-Avrupa dilleri üzerinde çalışan Vilhelm Thomsen, Türk dili çalışmalarına, hayatının son 35 yılı içinde ve 1890’dan daha sonra başlamıştır. Bu da Yenisey ve Orhon Anıtlarının bilim dünyasına adını “bilinmez anıtlar” olarak duyurmasının kendisinde yarattığı merak üzerinedir. Vilhelm Thomsen, Run yazısı diye adlandırılan bilinmez yazıyı çözmek suretiyle kayda değer buluşu gerçekleştirdi.

Vilhelm Thomsen’in Türklük bilimi alanındaki çalışmalarına gelince: Onun bu alandaki başta gelen en büyük hizmeti, Orhon ve Yenisey Yazıtları’nın o güne dek okunamamış olan yazısını çözmek suretiyle yaptığı keşiftir. Yine De bu yazıtlar bilim dünyasına yabancı değildi. Daha 171 sene öncesinden ve XVIII. yüzyılın başlarından beri tanınıyordu. Yenisey Yazıtları hakkındaki ilk bilgileri 1721 yılında Güney Sibirya’daki Abakan bölgesinde çalışmalar yapan genç Alman bilgini Daniel G. Messerschmidt’e ve İsveçli subay Johann Philipp Tabbert von Strahlenberg’in 1730 yılında yayımladığı Das Nord ıınd östliche Theil yon Europa und Asia adlı eserine borçluyuz. 1709 Poltava savaşında Ruslara tutsak düşen bu İsveçli subay, 13 yıllık tutsaklık hayatını Sibirya’da dolaşarak Yenisey bölgesinde oturan Abakan, Vogul, Ostyak, Samoyed, Saha (Yakut), Tatar, Moğol kavim ve toplulukları hakkında etnografya data ve belgeleri toplarken, Yenisey ırmağının yukarı yatağı baştan başa uzanan, yazısı İskandinav Run yazısına benzeyen ve minik mezar taşlarından oluşan Yenisey Yazıtları’nı da görmüş ve bunlar hakkında bilgi vermiştir.

Yenisey Yazıtları üstüne daha sonraki bilgilerimiz XVIII. yüzyıl sonlarında ve XIX. yüzyılın birincil yarısındadır. Strahlenberg’in kitabında olduğu gibi, XVIII. yüzyıl sonlarına içten Rusya’da seyahat eden Peter Simoneviç Pallas’ın seyahatnamesinde de bu yazıtlardan bazı kopyalar yer almıştır. Bu bölgedeki 22 minik yazıtın kopyası da 1822’de St. Petersburg’ta Georg Spasky kadar yayımlanmıştı. Hattâ 1825 yılında Abei Remusat da bu kabir taşlarının eski Türk ülkelerinde bulunduğu görüşünden hareket ederek Türklere ait olabileceği ihtimalini ileri sürmüştür.

İLGİLİ BİYOGRAFİ :   Vedat Okyar

İşte, Yenisey Yazıtları üzerindeki bu ön bilgi ve yayınlar, XIX. asır sonlarında buralara bilimsel amaçlı araştırma heyetlerinin gönderilmesine vesile olmuştur. Nitekim 1887-1888 yıllarında J. R. Aspelin başkanlığındaki Fin Arkeoloji heyeti, araştırma sonuçlarını ve yazıtların kopyalarını 1889’da Inscriptions de l’Jenissei, recueillies et publiees par la societe finlandaise d’archeologie (Helsingfors) “Finlandiya Arkeoloji Cemiyetince toplanan ve yayımlanan Yenisey Yazıtları” adıyla yayımlamıştır. 1892 yılında Otto Donner, Wörter verzeichniss zu de Inscriptions de I’Jenissei adlı kitabı ile bu kopyaların grafikli sözcük indekslerini yayımlamıştır.

Yeniden 1889 yılında Rus arkeologlarından ve İrkutsk Coğrafya Cemiyetinden N. M. Yadrintsev, Orhon ırmağının eski yatağındaki Koşo-Çaydam gölü yakınlarında bu gün Orhon Yazıtları diye adlandırdığımız iki büyük yazıtı, Kül Tîgin ve Bilge Kağan yazıtlarını, bulmuştur. N. M. Yadrintsev, bu yazıtları bilim dünyasına sunan Anciens caracteres trouves sur des pierres et des ornements ay bord de I’Orkhon adlı eserini 1890’da St. Petersburg’da yayımladı. Bu buluş üstüne filolog ve arkeologların Orhon ve Yenisey Yazıtlarına karşısında duydukları coşku daha büyük boyutlara ulaştı.Bunun üstüne 1890-1891 yıllarında A. O. Heikel başkanlığındaki bir Fin araştırma heyeti Koşo-Çaydam bölgesine Orhon ırmağı kıyılarına giderek gerekli araştırmaları yapmış ve Inscriptions de I’Orkhon, recueilles par I’expedition finnoise adı altında yazıtların bir kopyasını yayımlamıştır. Bunu W. Radloff başkanlığındaki Rus bilim heyetinin gezisi izlemiş ve sonuçlar Atlas der Alterthümer der Mongolei, im Auftrage der kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, herausgegeben Dr. W. Radloff ”Moğolistandaki Eski Harabelerinin Atlası…” adıyla yayımlanmıştır.

Vilhelm Thomsen, yazıtlar üzerindeki alfabeyi çözme çalışmalarına biraz önce belirttiğimiz Fin-Ogur Cemiyetinin Heikel yayını ile Rus Bilimler Akademisinin yayınlarını alarak başlamıştır. Thomsen çalışmalarına başlarken bunların eski Türklerden kalma anıtlar olduğunu biliyordu. Çünkü, iki büyük anıttan oluşan ve dört yönü yer alan Orhon Yazıtlarının birer yüzünde Çince bir metin vardı. Thomsen’in kendi çalışmaları sırasında I. yazıt diye adlandırdığı taştaki, yani daha sonraki adıyla Kül Tigin Yazıtındaki, Çince metin daha iyi korunmuş; öteki taşın, yani Bilge Kağan Yazıtı’nın metni ise hayli tahribata uğramış bulunuyordu. Yazıtların Çince yüzünün Almancaya çeviri ve yorumu Georg von der Gabelentz göre üretilmiş ve Fin heyetinin yayınına eklenmişti. Bu metnin daha geniş ve daha dürüst çevirisi de Hollandalı bilim adamı Gustaaf Schlegel göre yapılmış ve La stelefuneraire du Teghin Giogh (Teghin Giogh’un kabir taşı) adıyla yayımlanmıştı. Yazıtların Çince yüzünün çeviri ve yorumundan, I. yazıtın kağan veya tahtın sahibi Kutlug’un (Çince yazılışı ile Kou’t-tho-louk kho-han) 731 yılında ölen minik kardeşi tigin (prens, Çipce Kiueh)’in anısına milâdî takvimle 28 Ocak 733’ü tedarik eden bir tarihte dikildiği; bu prensin VI. asır ortalarından 745 yılına değin hüküm süren ve akraba kavim Uygurların saldırısı ile harap yer alan Tou-kiue ya da Türklerin soyundan geldiği anlaşılıyordu. Yalnız bu kısa Çince metnin, Türkçe yazıtın bir tercümesi olmadığı da daha ilk bakışta fark ediliyordu. Çünkü belli başlı metin Çince metnin dört beş misli genişlikte idi. Bu da demekti ancak, yazıtlar metin bakımından birbirinin aynı olan iki dilli birer kitabe özelliğinde değildir. Birbirinden bağımsız metinlerdir. Nitekim, sonradan böyle olduğu da ortaya çıkmıştır. Ne var fakat, bu kısa Çince metin doğruca Orhon ve Yenisey Yazıtlarının kimlere ait olduğu ve hangi dilde yazılı bulunduğu öğrenilebilmiş ve yazıtların eski bir Türk lehçesi ile yazıldığına değişkenlik kalmamıştı. Ancak, anıtlar üzerindeki yazılar henüz meçhuldü ve şimdiye dek yapılan bazı denemelerden hiçbir olumlu sonuç alınamamıştı. Vilhelm Thomsen bu girişimlerdeki başarısızlığı güvenilir bir yöntemle çalışılmamış olmasına bağlıyordu. Nitekim, bu yazıya eğilmiş olan Otto Donner de diğerleri de anıtlardaki yazının harfleri ile başka tayin ve kavimlere ait yazıların harfleri arasındaki şekil benzerliğinden kullanmak istemişlerdir. Hattâ Otto Donner, bu yazı ile arasında bin yıldan artı süre ayrılığı yer alan Yunan ve Küçük Asya alfabelerini karşılaştırma yolunu tutmuş; dolayısıyla da çalışmaları bir saman alevi gibi parlayıp geçerek, sonuçsuz kalmıştı.

İLGİLİ BİYOGRAFİ :   Violet Taylor

İşte Vilhelm Thomsen Orhon yazıtları üzerindeki meçhul yazıyı çözme işine bu şartlar aşağı başlamış; derinlemesine bir yöntemle işe koyulmuştur. sonradan yayımlanan keşif bildirisinde açıklandığı üzere, Vilhelm Thomsen konuya bambaşka bir yöntemle eğilmiştir. Önce yazının yazılış yönünü tespite çalışarak Çince yazıtta olduğu gibi yukarıdan aşağıya ve sağdan sola yazıldığını saptama etmiş; satırların sırası ve dört yüzden hangisinin açılış yüzü olduğu üstünde durmuştur. Hattâ bu tespit sırasında kullandığı Heikel ve Radloff yayımlarındaki metin düzenleme yanlışlarını da yoluna koyarak ve satırlarla ilgili bazı ip uçlarından yararlanarak metnin alışılagelmiş çatısını kurabilmiştir. Bundan sonra okuma işine koyulan alim, bu noktada çeşitli muhabere ve kelimelerin nerede ve ne biçimde yer aldıklarını, benzer kelimelerin hecelemesindeki değişkenleri ve güya daha diğer olgularla Çince yazıtın verebileceği imkânları göz önünde bulundurmuştur. Bu ip uçlarından yararlanarak yazıtta birbirinden bambaşka 38 göze çarpan olduğunu; kelimelerin birbirinden defalarca iki nokta ile ayrıldığını, zamir, rakam adları gibi bazı ufak sözlerin fazla kez kendinden önceki ve sonraki sözlerle bitişik yazıldığını saptama etmiştir. Alfabedeki işaret çokluğundan, bu yazının basit alfabeli bir yazı olmadığı, aynı ses için değişen şartlara tarafından farklı işaretler kullanan bir yazı olabileceği ihtimalini benimsemiştir. İlk önce ünlüleri bulgu girişimine yönelerek ve geçici olarak x y x gibi üç harfli sözler üzerinde durup, bunların ya “ünsüz + meşhur + ünsüz” ya da “ünlü + ünsüz + meşhur” tipinde olacağı varsayımından hareket ederek ilk basamakta o ~ u >, ı ~ i T ve ö ~ ü ünlülerini tedarik eden işaretleri bulmuştur. Paralel metinlerin karşılıklı kelimeleri üstünde yaptığı karşılaştırmalardan sonra bunların ara sıra yazılıp ara sıra yazılmadığını ortaya koymuştur. Bulduğu bu meşhur işaretleri ile geride kalan işaretler arasındaki ilişkileri inceleyince, belirli bir takım ünsüzlerin belirli bir takım ünlüler ile kullanılması şeklinde değişmeyen bir imlâ kuralının varlığını ayrım etmiştir. Bu incelemeler sırasında bazı bocalamalar da geçirmiştir. Söz gelişi ö ~ ü N değerindeki işareti e sesine karşılık tuttuğu için bu yanılma, tahminlerinin uzun vakit yol almasına engel olmuştur. Bundan daha sonra -Z işaretinin a ~ e değer olduğunu bulmuştur, ünlülerin bulunması, onun bir ünlünün türüne tarafından öbür biçimdeki ünsüzlerle birleştiğini kavramasına muavin olmuş ve bu yolla ünsüzlerin belirlenmesinde epey yol almıştır.

Danimarka kralının “elefan madalyası”, Osmanlı Padişahı Mehmet V. Reşat’ın birinci rütbeden “Mecîdî nişanı” verdiği Vilhelm Thomsen, 1913’te emekliye ayrıldı.

Vilhelm Thomsen, 12 Mayıs 1927 tarihinde Danimarka’da 1927’de Kopenhag yakınlarındaki Valby’de 85 yaşında ölmüştür.

Kitapları :
1902 – Sprogvidenskabens Histoire (Dilbilim Tarihi)
1893 – Déchiffrement des İnscriptions de l’Orkhon et de l’İénissei, Notice Préliminaire (Orhon ve Yenisey Yazıtları’nın Çözülmesi, Antre Notları)
1896 – İnscriptions de I’Orkhon et de Déchiffrées (Açılmış Orhon Yazıtları)
1912 – Une Lettre Méconnue des İnscriptions de l’İénissei (Yenisey Yazıtları’nda Bilinmez Bir Harf)
1916 – “Turcica” (Türkçe)

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı